Türkiye’de felsefe ve insan hakları alanında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, 89 yaşında hayatını kaybetti. Kuçudardi akademik yaşamı boyunca yetiştirdiği öğrenciler ve kaleme aldığı eserlerle felsefe dünyasında önemli bir iz bırakmıştı.
Kuçuradi’nin ölümünün ardından çok sayıda siyasetçi ve aydın taziye mesajı yollarken Yeni Şafak’ta yazan Yusuf Kaplan Prof. Dr. Kuçuradi’yi hedef alan bir yazı kaleme aldı. Yeni Şafak’ta yayınlanan yazıda Kaplan, Kuçuradi için “felsefeci değil iyi bir örgütçüydü” ifadelerini kullandı.
Sitenin yazı altında yer alan yorum bölümünde de Kuçuradi hakkında ırkçı ve mefret dolu yorumlar paylaşıldı.
KAPLAN’A GÖRE FELSEFECİ DEĞİL
Yusuf Kaplan yazısında Teoman Duralı üzerinden Kuçuradi’yi hedef alarak “örgütçü” ifadesini kullandı.
Yazıda şu ifadeler yer aldı:
“Her şeyden önce, Kuçuradi, iyi bir felsefeci değildi, iyi bir örgütçüydü! Neden iyi bir örgütçüydü peki, yazıyı okuyun ve siz düşünün bu sorunun cevabını…
Teoman Duralı Hoca, Ioanna Kuçuradi’nin öğrencisiydi.
Teoman Hoca, “bizim eğitim sistemimizin bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde inşa edilmesini” söylemişti bi ara.
“Vay sen misin bunu söyleyen” dedi Kuçuradi ve Teoman Hoca’yı linç ettirdi hem felsefe çevrelerinde hem de bütün medyada!
Ben bu meseleyi gazetede etraflıca yazmıştım o zaman. Kuçuradi’nin yaptığı linç girişimini eleştirmiştim. Yani arkasından konuşuyor değilim bazı kör kütük yazan kişilerin söylediklerinin aksine.”
YİNE BAŞÖRTÜSÜ…
Kaplan, Kuçuradi’nin insan hakları üzrinde yaptığı çalışmaları da hedef alarak, başörtüsü üzerinden ünlü felsefeciyi hedef gösterdi.
Yazıda konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Evet, Kuçuradi, etik, insan hakları söylemleriyle öne çıkmış biri. Ama insan hakları dersinden başörtülüleri çıkarıp atan biri!
Başörtülü birini insan yerine bile koymayan biri. Bu konuda çok şey paylaşıldı sosyal medyada.
Kendileri dışındakilere hayat hakkı tanımayan Batılıları andıran biri.
Nasıl insan hakları felsefecisi bu?
Gazze’de yaşanan insanın kanını donduran soykırımla ilgili bir açıklaması yok!
Ayırımcılık yapan birine ayrımcılık yapıyor dedim diye beni ayrımcılıkla suçlayanların zekasına ve insanlığına şaşarım!”
BİZANSIN ÇOCUĞU DEDİ…
Kaplan’ın ayrımcı ifadeler kullandığı yazının devamı şöyle:
Evet, Kuçuradi, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın, Türkiye’nin çocuğu değildi, Bizans’ın çocuğuydu ZİHNİYET olarak: Batı-merkezci bakıyordu her şeye: Felsefeden İslâm’ın izlerini silmeye çalıştı bu ülkede. Yetiştirdiği öğrencilerin kahir ekseriyeti İslâm felsefesine yabancı hatta düşman kişilerdi, Batılı oryantalistlere rahmet okutacak kadar oryantalistçe bakan metamorfoz yemiş kişiler’di bunlar genellikle. Yalnızca Teoman Hoca hâriç; onu da linç ettirdi zaten yaşarken!
Türkiye’de Türk-İslâm felsefesinin en büyük ismini linç ettirebiliyorsa birileri, orada Bizans’ın çocuklarının borusu ötüyor, orası celladına âşık tasmalı çekirgelerin zihnen işgali altında demektir, değil mi?
Üçüncüsü, üçüncü sınıf bir felsefeciydi Kuçuradi; dünya felsefe literatürüne kattığı herhangi bir felsefî sistem, bir teori filan yoktu. Olması da mümkün değildi. Ödünç bir dünyada, ödünç bir akılla böyle bir sistem geliştirmek olacak iş değildi çünkü! Ama inanılmaz bir şekilde putlaştırılmıştı! Bu çorak ülkede başka türlüsünü beklemek çok zor’du!”
Yazı altında yer alan yorumlar ise şöyle:

KUÇURADİ KİMDİR?
4 Ekim 1936’da İstanbul’da dünyaya gelen Kuçuradi, 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. 1965’te doktorasını tamamlayan Kuçuradi, akademik kariyerine Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde devam etti. 1970’te doçent, 1978’de profesör oldu.
Kuçuradi, 1969 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu ve 2003 yılında emekli olana kadar bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Akademik çalışmalarının önemli bölümünü felsefe, etik, insan hakları ve değerler alanına ayırdı.
Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu’nun uzun yıllardır başkanlığını yürütüyordu. Aynı zamanda Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun yönetiminde görev aldı; 1988-1998 yılları arasında federasyonun genel sekreterliğini, 1998-2003 yılları arasında ise başkanlığını yaptı. Daha sonra federasyonun onursal başkanlığı görevini üstlendi.
İnsan hakları alanındaki çalışmaları nedeniyle UNESCO bünyesinde de çeşitli görevler üstlenen Kuçuradi, insan hakları eğitimi ve etik konularında uluslararası çalışmalara katkı sundu. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu’nun Felsefe İhtisas Komitesi Başkanlığı görevini de yürüttü.
Kuçuradi’nin “Nietzsche ve İnsan”, “Schopenhauer ve İnsan”, “İnsan ve Değerleri”, “Etik”, “Sanata Felsefeyle Bakmak” ve “Çağın Olayları Arasında” gibi eserleri bulunuyor.
Çalışmalarında özellikle insan, değer, etik ve insan hakları meselelerine odaklanan Kuçuradi, akademik yaşamı boyunca çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Kuçuradi, akademik ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra insan hakları ve felsefe alanındaki katkıları nedeniyle çok sayıda ödüle layık görüldü. 1996 yılında Goethe Madalyası alan Kuçuradi, aynı yıl Girit Üniversitesi tarafından fahri felsefe doktorasıyla onurlandırıldı. Türkiye Bilimler Akademisi ödülünün yanı sıra 2000 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü’nü de aldı.